Sevdiğim bir şey kırılırsa, ben de kırılıyorum: Ama bir kalp, ama bir fincan! Fark yapmıyor!
2008 yılında Çin’e beki 6. belki de 7. kez gittiğimizde, bir fabrikayı geziyorduk. Bu gezinti sırasında, yanda yer alan fotoğraftaki kupalar dikkatimi çekti. Bunlar fabrikada çalışmakta olan işçilerindi; sanıyorum bunların içine erişte- makarna koyup sıcak su ekliyorlar ve “noodle” dedikleri, Çin’in sayesinde değil, Amerikan filmlerinin sayesinde, artık herkesin az-çok bildiği “çabuk makarnayı” yapıyorlardı. Onca renkli kupayı bir arada görünce, hemen bir fotoğrafı çektim. Güzellerdi, güzel bir şekilde dizilmişlerdi ve benim de dikkatimi çekmişlerdi.
Bu fotoğraf, hem bilgisayarımda, hem de zihnimin bir yanındaydı. Sonraları şunun farkına vardım: benim için sadece güzel kupalar olan bu şeylerin, her birisinin bir sahibi vardı. Her bir kupa, bir sürü başka kupa arasından seçilerek satın alınmıştı, satın alınırken sadece işlevleri düşünülmemişti, aynı zamanda renkleri ve görüntüleri de göz önüne alınmıştı. Yani her kupanın sahibinin, o kupayla duygusal bir bağı vardı. Bu “mantık küpü” olduğunu düşünen kişilere anlamlı gelmeyebilir, ama bana çok anlamlı geliyor. Sebebi ise şu:
Üniversiteyi kazandığım yıl, ailemi ikna ederek arkadaşlarımla kalmaya karar verdim. Evimiz Kadıköy'deydi, ama ben İstanbul Üniversitesine yakın bir yerde, arkadaşlarımla paylaştığım bir apartman dairesinde yaşamaya başlamıştım. Bir gün zücaciye dükkânına gidip, evde arkadaşlarımla kullanmak üzere su bardakları seçip-satın aldım. Bir tane de kendim için seçtim. Bundan önce benim kullandığım bu türden eşyaları, doğal olarak evin hanımı, yani merhum annem satın alıyordu. Onun seçtiği şeyler de çok güzeldi. Ama bu su bardağı, benim kendime aldığım ilk ev-mutfak eşyasıydı ve belki de bu sebeple, o bardakla su içmeyi çok seviyordum. Derken bir gün, yine su içmek üzere mutfaktaki yerinde bardağımı aradım, bulamadım ve arkadaşlarıma bardağımın nerede olduğunu sordum. Onlar da bana, onu kazara kırdıklarını ve parçalarını çöpe attıklarını söylediler. O anda gözlerimin dolduğunu hissettim ve ağlamamak için kendimi zor tuttum! İlk kez özenle seçerek aldığım ve çok sevdiğim bardağım kırılmıştı! Sonradan bu üzüntüme, çok şaşırdığımı hatırlıyorum!
İnsanın hayatla ilgili en çok yaptığı; yapmak durumunda kaldığı; yapmak zorunda olduğu; ister-istemez yaptığı veya yapmaktan keyif aldığı şey, çevresindeki varlıklarla duygusal bağ kurmaktır. İnsan, duygusal bağ kuramadığı şeylerle yaşamakta zorlanır; bir şeyle duygusal bağ kurmak, o şeyi onun için farklı kılar veya zaten ona farklı geldiği için onunla duygusal bağ kurar. Bu çoğunlukla onun kontrolü dışında olur, ama bunun kontrolü dışında olması da, her zaman rahatsızlık veren bir şey değildir.
Şu ya da bu şekilde duygusal bağ kurduğumuz şeyler, artık bizim için herhangi bir bardak, kupa, koltuk veya insan değildir. O bizim için önemlidir. Onun kırılması, bozulması, eskimesi veya incinmesi bizi de incitir. Sadece bugün yaşadıkları değil, geçmişi ve geleceği de, bu iki zaman dilimi içinde yaşamış oldukları veya yaşayacak oldukları da bizim için önemlidir.
Çoğu insanın sevmekten, eşyayla veya kişilerle duygusal bağ kurmaktan kaçınması da bundandır. Çünkü bir şekilde incitmeyen veya üzücü bir yanı olmayan bir sevgi yoktur. Sevginin kendisi sizi incitmeyebilir veya üzmeyebilir, ama çağrışımları, hatırlattıkları veya sizi yüzleştirdiği şeyler sizi az-çok incitebilir veya üzebilir.
Bir şeyle veya insanla kurmuş olduğunuz duygusal bağ, sözgelimi nefret de olabilir. Nefretiniz de, o şeyi veya insanı, artık herhangi bir şey veya herhangi bir insan olmaktan çıkarır. Ben genellikle, nefrete dayanan duygusal bağlantıların nesnelerinden uzaklaşırım, onları silikleştiririm veya göz ardı ederim. Sözgelimi cehaletten nefret ediyorsam, bu nefretle meşgul olmak yerine, bilginin peşine düşerim.
Benim duygusal bağım yok diye veya bana ait değil diye, başka birisinin ne fincanının ne de kalbinin kırılması hoşuma gitmez elbet. Bir dervişe mahallesinde bir evde yangın çıktığını söylerler. O da kendi evi olabilir endişesiyle: “Kimin evi acaba?” diye sorar. Haberi getiren kişi: “Azizim sizin ev değil!” deyince bizim derviş: “Elhamdülillah” der. Fakat sonra bu şükür ifadesi için bir yıl boyunca tövbe eder; Allah’tan af diler. Söylediği şey ne ayıptır, ne de günah; sonuçta Allah’a şükretmiştir. Fakat tövbe etmesinin bir sebebi vardır: Başka birisinin evi yanarken, bunun kendi evi olmayışına bencil bir şekilde sevindiğini düşünmüş ve pişman olmuştur.
Ben bir düşünürüm ve şairim. Yani seveni ben veya başkası olsun, bir fincan, özellikle bir kalp, benim için önemlidir. Eşya ve özellikle insanlarla aramda bir bağ olmassa, bu kadar yazıyı yazamazdım. Bir yandan da, çağrışımlar, aklıma gelenler, hatırladıklarım ve düşündüklerim, kırılan bir kalbin veya fincanın getirdiği hüzne çok daha fazlasını ekler. Ama kırılan şeyle aramda duygusal bir bağ mevcutsa-varsa, bu durum, her şeyi daha da incitici bir hâle getirebiliyor.
Dolayısıyla sevdiğim şey kırılınca, ben de kırılıyorum; ama bir kalp, ama bir fincan! Fark yapmıyor!
----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
Bu fotoğraf, hem bilgisayarımda, hem de zihnimin bir yanındaydı. Sonraları şunun farkına vardım: benim için sadece güzel kupalar olan bu şeylerin, her birisinin bir sahibi vardı. Her bir kupa, bir sürü başka kupa arasından seçilerek satın alınmıştı, satın alınırken sadece işlevleri düşünülmemişti, aynı zamanda renkleri ve görüntüleri de göz önüne alınmıştı. Yani her kupanın sahibinin, o kupayla duygusal bir bağı vardı. Bu “mantık küpü” olduğunu düşünen kişilere anlamlı gelmeyebilir, ama bana çok anlamlı geliyor. Sebebi ise şu:
Üniversiteyi kazandığım yıl, ailemi ikna ederek arkadaşlarımla kalmaya karar verdim. Evimiz Kadıköy'deydi, ama ben İstanbul Üniversitesine yakın bir yerde, arkadaşlarımla paylaştığım bir apartman dairesinde yaşamaya başlamıştım. Bir gün zücaciye dükkânına gidip, evde arkadaşlarımla kullanmak üzere su bardakları seçip-satın aldım. Bir tane de kendim için seçtim. Bundan önce benim kullandığım bu türden eşyaları, doğal olarak evin hanımı, yani merhum annem satın alıyordu. Onun seçtiği şeyler de çok güzeldi. Ama bu su bardağı, benim kendime aldığım ilk ev-mutfak eşyasıydı ve belki de bu sebeple, o bardakla su içmeyi çok seviyordum. Derken bir gün, yine su içmek üzere mutfaktaki yerinde bardağımı aradım, bulamadım ve arkadaşlarıma bardağımın nerede olduğunu sordum. Onlar da bana, onu kazara kırdıklarını ve parçalarını çöpe attıklarını söylediler. O anda gözlerimin dolduğunu hissettim ve ağlamamak için kendimi zor tuttum! İlk kez özenle seçerek aldığım ve çok sevdiğim bardağım kırılmıştı! Sonradan bu üzüntüme, çok şaşırdığımı hatırlıyorum!
İnsanın hayatla ilgili en çok yaptığı; yapmak durumunda kaldığı; yapmak zorunda olduğu; ister-istemez yaptığı veya yapmaktan keyif aldığı şey, çevresindeki varlıklarla duygusal bağ kurmaktır. İnsan, duygusal bağ kuramadığı şeylerle yaşamakta zorlanır; bir şeyle duygusal bağ kurmak, o şeyi onun için farklı kılar veya zaten ona farklı geldiği için onunla duygusal bağ kurar. Bu çoğunlukla onun kontrolü dışında olur, ama bunun kontrolü dışında olması da, her zaman rahatsızlık veren bir şey değildir.
Şu ya da bu şekilde duygusal bağ kurduğumuz şeyler, artık bizim için herhangi bir bardak, kupa, koltuk veya insan değildir. O bizim için önemlidir. Onun kırılması, bozulması, eskimesi veya incinmesi bizi de incitir. Sadece bugün yaşadıkları değil, geçmişi ve geleceği de, bu iki zaman dilimi içinde yaşamış oldukları veya yaşayacak oldukları da bizim için önemlidir.
Çoğu insanın sevmekten, eşyayla veya kişilerle duygusal bağ kurmaktan kaçınması da bundandır. Çünkü bir şekilde incitmeyen veya üzücü bir yanı olmayan bir sevgi yoktur. Sevginin kendisi sizi incitmeyebilir veya üzmeyebilir, ama çağrışımları, hatırlattıkları veya sizi yüzleştirdiği şeyler sizi az-çok incitebilir veya üzebilir.
Bir şeyle veya insanla kurmuş olduğunuz duygusal bağ, sözgelimi nefret de olabilir. Nefretiniz de, o şeyi veya insanı, artık herhangi bir şey veya herhangi bir insan olmaktan çıkarır. Ben genellikle, nefrete dayanan duygusal bağlantıların nesnelerinden uzaklaşırım, onları silikleştiririm veya göz ardı ederim. Sözgelimi cehaletten nefret ediyorsam, bu nefretle meşgul olmak yerine, bilginin peşine düşerim.
Benim duygusal bağım yok diye veya bana ait değil diye, başka birisinin ne fincanının ne de kalbinin kırılması hoşuma gitmez elbet. Bir dervişe mahallesinde bir evde yangın çıktığını söylerler. O da kendi evi olabilir endişesiyle: “Kimin evi acaba?” diye sorar. Haberi getiren kişi: “Azizim sizin ev değil!” deyince bizim derviş: “Elhamdülillah” der. Fakat sonra bu şükür ifadesi için bir yıl boyunca tövbe eder; Allah’tan af diler. Söylediği şey ne ayıptır, ne de günah; sonuçta Allah’a şükretmiştir. Fakat tövbe etmesinin bir sebebi vardır: Başka birisinin evi yanarken, bunun kendi evi olmayışına bencil bir şekilde sevindiğini düşünmüş ve pişman olmuştur.
Ben bir düşünürüm ve şairim. Yani seveni ben veya başkası olsun, bir fincan, özellikle bir kalp, benim için önemlidir. Eşya ve özellikle insanlarla aramda bir bağ olmassa, bu kadar yazıyı yazamazdım. Bir yandan da, çağrışımlar, aklıma gelenler, hatırladıklarım ve düşündüklerim, kırılan bir kalbin veya fincanın getirdiği hüzne çok daha fazlasını ekler. Ama kırılan şeyle aramda duygusal bir bağ mevcutsa-varsa, bu durum, her şeyi daha da incitici bir hâle getirebiliyor.
Dolayısıyla sevdiğim şey kırılınca, ben de kırılıyorum; ama bir kalp, ama bir fincan! Fark yapmıyor!
----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com
Skype: savas.senel
Skype: savas.senel
Twitter: savassenel
-------------------
-------------------
Kendiniz ve dostlariniz icin guzel bir hediye:
Kitap hakkında bilgi almak için bu satırları tıklayınız.
Kitap hakkında bilgi almak için bu satırları tıklayınız.
Labels: duygusal bağ, fican, kırık kalpler, Çin



1 Comments:
İnsan severek satın aldığı bir eşyayla duygusal bağ kurar. Evet. Bazen bir şeyi görür görmez satın almak istersiniz, hiç aklınızda böyle bir şey alma fikri yokken. Bazen de ihtiyacınız olan ve almak zorunda olduğunuz bir şeyi alırken de iki saat elinizde evirip çevirirsiniz. Bu, o eşyayla kendinizi bütünleştirememenizden kaynaklanır.
Bazen severek almış olduğunuz bir eşyayla yaşadığınız kötü bir olay da sizi onu elden çıkarmaya kadar götürüyor.
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home